4 Ekim 2010 Pazartesi

“Çerez Tabağı” Teoremi

Yaşı ilerlemiş olmasına rağmen henüz evlenmeyen, çoluk çocuk yapmayan arkadaşlara itafen geliştirilmiş bir teoremdir. Şöyleki :

“Bir çerez tabağı kalabalık bir grubun olduğu ortamda masaya geldiği zaman, sırasıyla önce antep fıstıkları, sonra bademler, ardından fındıklar yenilir. En sona beyaz ve sarı leblebiler ve ucu açılmamış antep fıstıkları kalır.

Bu antep fıstıklarını herkes bir eller, bakar ama kimse açmaya cesaret edemez, tabağa geri bırakır. Onlara ulaşmak cesaret ister. Dişine güveneceksin ki kırasın, kırıp içinde gizlediği güzelliklere ulaşasın.”

Henüz evlenmeyenler ya leblebiler ile idare ederler veya kırabilecekleri bir fıstık bulmak umudu ile tabağı eşelerler.

Seçim yine sizin ama tavsiyem cesur olun ….

29 Eylül 2010 Çarşamba

CSS ile Font Sınırlarını Genişletmek

“İnternet sitelerinizde css ile kişisel fontlar kullanmak ve aynı zamanda GSO dan geri kalmamak istemez misiniz”

Son zamanlarda yapmak zorunda kaldığım araştırmalardan bir tanesi de internet sitesinde kişisel yazı tipi kullanımıydı. Sonuçta hem cross-browser, hem de GSO tarafından anlaşılabilir şekilde özel font kullanmanın bir yolunu buldum. Yakın zamanda yine buradan bu konu ile ilgili olarak bir makale yayınlayacağım.

Gözünüz burada olsun ….

27 Şubat 2010 Cumartesi

Kahvenin tadı...

Bir grup kariyer yolunda ilerleyen yeni mezun, eski üniversitelerindeki profesörlerini ziyaret için bir araya gelirler. Sohbet, sonunda işin ve hayatın stresinden şikâyetleşmeye döner.

Misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesör mutfağa gider ve yanında büyük bir termos içinde kahve ve porselen, plastik, cam, kristal olmak üzere değişik tarzda ve ucuz olandan, pahalı ve hatta çok özel olanlarına kadar değişik kahve bardakları ile gelir.

Herkes bir bardak seçince, profesör şöyle söyler :

"Fark ettiyseniz, tüm pahalı görünen bardaklar alındı ve geriye ucuz görünümlü, sade bardaklar kaldı. Kendiniz için en iyi olanı istemeniz normal olsa da, bu sizin stresinizin ve problemlerinizin kaynağı aslında.

Emin olun ki, bardağın kendisi kahvenin kalitesine hiç bir şey katmaz. Çoğu zaman, sadece daha pahalıdır ve hatta bazı durumlarda da içtiğimizi saklar! Hepinizin aslında istediği kahveydi, bardak değil, ama bilinçli olarak en iyi bardaklara yöneldiniz ve sonra birbirinizin bardağına bakmaya başladınız.

Hayat kahveye benzer, iş, para ve toplumdaki konumunuz da bardaklar. Onlar hayati tutmak için sadece araçlardır ve seçtiğimiz bardak yasadığımız hayatin kalitesini belirlemediği gibi değiştirmez de. Bazen sadece bardağa odaklanarak Yaratanın sunduğu kahvenin tadını çıkarmayı unuturuz."

Kahvenizin tadına varın!
En mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip değildirler. Sadece her şeyin en iyi şekilde tadını çıkartırlar.

Afiyet olsun...

24 Şubat 2010 Çarşamba

Balinamı olmak istersin ? Denizkızı mı ?

Bir spor salonunun camında bir reklam; zayıf ve bronz tenli bir kadın, hemen yanında şu yazıyor:

"Bu yaz, denizkızı mı olmak istersiniz, yoksa bir balina mı?"

Afişteki mankenin fiziksel özelliklerinden çok uzak olan orta yaşlı bir kadın, spor salonunun reklamına sesli bir cevap veriyor:

Balina olmak isterim ...

Başta garip gelebilir ama aşağıdaki bilgileri okuduğunuzda belki sizde farklı düşüneceksiniz :

Balinaları arkadaşları asla yalnız bırakmazlar, yunuslar, deniz aslanları, meraklı insanlar..
Aktif bir cinsel yaşamları vardır, hamile kalır, sevimli bebek balinalar doğururlar.
Denizde yüzer, oynarlar. Polinezya adalarının mercan kayal ıkları gibi muhteşem yerleri görme şansına sahiptirler.
Balinalar harika şarkı söylerler, CD'leri bile vardır.
Bazı insanlar dışında, onlara zarar vermek isteyecek tek bir varlık yoktur.
Dünyada herkesin sevdiği, koruduğu ve hayran kaldığı şahane hayvanlardır.

Peki ya denizkızları ?
Öncelikle, denizkızı diye birşey yoktur.
Var olsalardı da kimlik karmaşası sebebiyle psikolog kapılarında sıra oluştururlardı. Balık mısın? İnsan mı?
Cinsel hayatları yoktur. Yanlarına yaklaşan erkekleri öldürüyorlar, nasıl olabilir ki? hem, iyice bir bakın, gerekli donanım nerede?
E, sonuç olarak çocukları da olmaz. Zaten balık kokan bir kadını kim ister ki?

Sonuç?

Bende  balina olmayı tercih ederim.
Medya sadece zayıf insanların güzel olduğunu savunuyor ama ben doyasıya dondurma yemeyi, beni heyecanlandıran insanlarla güzel bir akşam yemeğinde sohbet etmeyi, arkadaşlarımla çikolata paylaşmayı çok
seviyorum.

Zamanla kilo alıyoruz; çünkü, kafamıza o kadar çok bilgi yüklüyoruz ki yer kalmıyor ve bedenimizin diğer bölümlerine yerleşmeye başlıyor. Yani, biz kilolu değiliz, inanılmaz kültürlü, eğitimli ve mutluyuz.

Bugünden itibaren, aynaya bakıp da kıçımı gördüğümde, şunu düşüneceğim:

"Allah'ım ne kadar da akıllıyım!"